Bir çingene kadar özgür, onlar kadar gercek, mutlulugu da üzüntüyü de onlara kadar rahat yasayabilmek… o zaman hersey daha basitleşirdi, bu kadar karmasa içinde bulunmazdık, bu kadar yalnız hissetmeyi göze alsakta mutlu olurduk doğal ve gercek olurdu yasananlar. beynimizdeki biz olurduk, yaratmaya calıştıgımız farklı bir karaktere ihtiyac duymazdık, insanlara kendimizi anlatma cabamız olmazdı mesela.. sadece bizi anlayan insanlar bulunurdu cevremizde… VE BİR ÇİNGENE KADAR MUTLU OLMAYI İSTERDİM.. TIPKI TONY GATLİF FİLMLERİNDEKİ GİBİ…
yine daha iyi yasa(n)maya, yasatmaya deger bir gün daha biter hayatımızda…yine kendimizden baska kimseyi düşünmedigimiz bir gün daha yitip gitmiştir ve kimsenin vicdanı sızlamamıstır.. yine kapatmısızdır gözlerimizi olup bitenlere, yakın tarihimize! sivas, dersim, maraş katliamları… hepsi bire utançtır, insanlık dısıdır ve biz (kendimizden baska bir dünyayı bilmeyen) yine hiçbirsey olmamıs gibi öylece yasar gideriz…
yarım kalan birşeyler vardır yaşamında, bir gün tamamlanacağını düşündüğün, sabırla beklediğin.
her şeyin bir şekilde o yarım kalmışlığı tamamlamaya çalıştığını düşünürsün, zamanın, imkanların aklına gelebilecek herşeyin, o kutsal tamamlanmışlık anına hizmet ettiği gibi bir düşlemin vardır. öyle bir düşlem ki tüm gerçekliğini kapsamış, tüm inanç sistemini ele geçirmiş, biraz hastalıklı, biraz takıntılı